Kartvizitten Dijital Temasa: Neden Değiştik?
Bir zamanlar tanışmaların ritmi daha başkaydı. İsimler, işler, numaralar… Hepsi küçük bir kartın üzerinde taşınırdı. O kartlar cebimizde, çantamızda ya da çekmecelerimizde dolaşırken hayat da kendi akışında ilerlerdi. Bugünden bakınca, kartvizitler yalnızca bir iletişim aracı değil, zamanın kendisinden bir iz gibiydi; bir dönemin alışkanlıklarını, iş yapma şeklini ve temas kurma biçimini temsil eden küçük parçalar.
Yıllarca bu döngünün içindeydik. Yeni tasarlanmış logolar, değişen numaralar, revize edilen unvanlar… Her biri heyecanla basılır, toplantıdan toplantıya taşınır, sonra yavaşça bir çekmecenin köşesine karışırdı. O dönem için doğal gelen bu alışkanlık, kimse için sorgulanması gereken bir şey değildi. Ta ki zaman, temas kurma biçimimizi sessizce dönüştürmeye başlayana kadar.
Bir gün fark ettik: “Gereklilik” sandığımız şey, aslında çevremizde küçük ama sürekli çoğalan bir iz bırakıyordu. Kâğıt, mürekkep, kaynak, tekrar tekrar yapılan üretimler… İlk bakışta önemsiz görünen ama bir araya geldiğinde kayda değer bir israf.
Tam da bu yüzden, uzun yıllar önce kartvizit kullanmayı bıraktık.
> “Neyi taşıdığımız değil, nasıl temas ettiğimizdir bizi hatırlanır kılan.”
Artık bir kart yerine bir ismi hatırlıyoruz. Bir kâğıt değil, bir temas…
Bu yüzden iletişimi bir kart üzerinden değil, gerçek karşılaşmaların bıraktığı iz üzerinden kurmayı seçiyoruz.
Çünkü bizim için önemli olan, paylaştığımız an, kurduğumuz güven ve birlikte çalışmanın bıraktığı etki.
Karanlık Kutu’nun hikâyesi artık avuç içi kadar bir kartta değil; ürettiğimiz işlerde, temaslarımızda ve birlikte yürüttüğümüz projelerde karşılığını buluyor.
Bugün iletişim kurmanın sayısız yolu var. Hızlı, esnek ve neredeyse iz bırakmayan bir dijital akış içinde yol alıyoruz.
Dolayısıyla fiziksel bir kartın anlamı bizim için doğal olarak geride kaldı.
Kısacası, bizi anlatan kartlarımız değil; yaptığımız iş ve kurduğumuz ilişkiler