Etkinlik sektörü, her detayın fark yaratabileceği bir alan.
Bizim hikâyemiz de tam 27 yıl önce bu alanda başladı — yüz yüze pazarlamanın, insan temasının en güçlü olduğu dönemde.
O yıllar, markaların insanlara gerçekten dokunarak tanındığı zamanlardı.
Bir sloganı değil, bir deneyimi yaşatmak gerekiyordu.
Biz de üniversite yıllarında, bir etkinlik ajansında part-time çalışırken bu dünyanın içine adım attık.
İlk görevimiz animasyon ekibindeydi; çocuklarla oyunlar oynuyor, etkinlik alanlarını renklendiriyorduk.
Ama bu sadece bir çocuk etkinliği değildi — her şey, çocukların hayal dünyasını koruyarak bir deneyim yaratmak içindi.
Hazırlıklar da bu yüzden büyük bir duyarlılıkla, onların gözü önünde değil, sahne arkasında yapılırdı.
Belki o an farkında değildik, ama bir animasyonun bile bu kadar titizlikle hazırlanması, sonrasında yaptığımız her işin yaklaşımını belirledi.
Hazırlık, planlama, detay, tempo, kriz yönetimi…
Bir etkinlik sahası aslında küçük bir ajanstı.
Ve biz o sahada, yaratıcı disiplini öğrendik.
Yüz Yüze Pazarlamanın Gücü
Dijital dünya henüz hayatımıza girmemişti.
Markalar, tüketiciyle göz göze, el sıkışarak buluşuyordu.
AVM etkinlikleri, roadshow’lar, fuarlar, sahne şovları…
Bir ürün anlatılırken hedef kitle gerçekten karşındaydı.
Geri bildirim anlıktı, samimiydi.
Bu deneyim bize şunu öğretti:
İnsanı anlamadan marka anlatılamaz.
Bugün dijital pazarlama stratejileri, hedef kitle analizleri, kampanya metrikleri konuşuyoruz;
ama özünde hâlâ o yüz yüze temasın içgörüsünü arıyoruz.
Çünkü her başarılı iletişimin temeli, hâlâ hikâyeyi insanda bulmak.
Sahadan Gelen Refleks
Sahada çalışmak, iletişimi kitaplardan değil, insanlardan öğrenmek demekti.
Bir etkinlik alanında kurulan her küçük temas, aslında bir marka hikâyesinin canlı hâliydi.
Bugün Karanlık Kutu’da yaptığımız işlerin çoğunda hâlâ o refleks var:
Planlı, hazırlıklı, ama bir o kadar da gerçek temasın önemini bilen bir yaklaşım.
Her markanın kendi hikâyesine odaklanıyor, o hikâyeyi görünür kılmanın yollarını arıyoruz.
Event Mode: ON.
Çünkü sahada öğrendiklerimiz, bugün her markanın hikâyesini anlatma biçimimize dönüştü.
Bir Kare, Bir Dönem, 1999 : Bir Etkinlikten Fazlası
1999 depremi sonrası, çocuklara biraz moral verebilmek için bir otobüs dolusu kahraman yola çıkmıştık.
Palyaçolar, süper kahramanlar, renkli kostümler…
Her biri, küçücük bir gülümseme yaratmak için oradaydı.
Ana fotoğraftaki bu an, o yolculuktan bir kare.
Ben, kafasında şapka olan çizgili palyaço “Benek”;
en solda ise Batman kostümüyle Ersin —
o zaman üniversiteden arkadaşım,
etkinlik ajansından ekip arkadaşım,
bugün ise Karanlık Kutu’nun kurucu ortağı ve hayat yolundaki eşim.
Hazırlık alanındayken, alt kattaki çocuklar Batman’i görünce heyecanla bağırıyordu:
“Aaa Batman gelmiş! Gerçekten sen misin? Atla, atla Batman atla!”
Belki de o an, “bir etkinlik” olmaktan çıkıp “bir hikâye”ye dönüştüğü andı.
Bir temasla başlayan hikâyelerin gücüne inanıyoruz.